25 03 2010

Yaprak ve Çeşitleri

YAPRAKLAR; gerçek anlamda bir kimya fabrikası, birer laboratuvardan farksızdırlar. Bitkilerin yaşamaları için en vazgeçilmez parçaları, nefes alıp veren, terleyen, bitkiyi besleyen birer solunum organıdırlar... Bitkinin topraktan aldığı maddeleri, güneş ışığından yararlanarak Fotosentez denilen kimyasal bir süreç içerisinde bitkinin besini haline getirirler. Bitkiye yeşil rengi veren klorofil maddesi bu süreçte önemli rol oynar...
 

Ağaçlar, yaprakları olmasaydı yükseklere ulaşamazdı. Çünkü büyümek için gerekli şekerleri yapraklar üretir. Bir güneş pili gibi kullanılan klorofil (ki yaprağa yeşil rengi veren bir pigment maddesidir) karbon gazı ve su yardımıyla şeker üretmeye yarayacak ışık enerjisini kapma işini üstlenmiştir

Bütün yaprakların asıl derdi, yeterince IŞIK (güneş ışığı) yakalayabilmektir. Bu nedenle farklı ortamlardaki farklı bitkiler, yüzbinlerce farklı biçim, boyut ve şekilde yaprak formu geliştirmişlerdir... Bununla da yetinmeyen bazı bitkiler yapraklarını metamorfoza uğratarak farklı görevleri de yerine getirecek yapraklar geliştirmişlerdir. (Örnek; böcek kapan bitkiler...)

Çiçekli bitkilerin tek sap ve tek yaprak yüzeyinden meydana gelen yapraklarına genel anlamda sade yapraklar denilmekte, tek sap üzerinde parçalı bir yapıda, yaprakçıklara ayrılmış biçimdeki yapraklara da bileşik yapraklar adı verilmektedir.
      Bileşik yapraklar kendi içinde; üçlü, çift tüysü, tek tüysü, katlı tüysü, elsi... gibi değişik biçimlerde görülür. Aynı şekilde yaprakların dizilişine göre de; karşılıklı, almaçlı, sarmal, çevrel, haçsı gibi değişik formlar vardır...

Bir kağıdın dik durabilmesi için yanlardan bir kıvrım verilmesi gerekir. Güneş enerjisinden maksimum faydalanabilmek için dik durması gereken yaprakların da, böyle bir kıvrıma sahip olmaları şarttır. Nitekim yaprakları incelediğimizde bu özel tasarımla karşılaşırız.Yaprakların dik durarak, güneş ışığından daha fazla yararlanmalarının bir nedeni de yapılarında bulunan "midrib" adı verilen ana damardır. Bu damar, yaprağın ortasından geçerek onu bitkiye bağlar. Ayrıca, midribden çıkarak yaprağın yüzeyine yayılan başka damarlar da vardır. Midrib ve bu yan damarlar, yaprağın düz durmasını sağlayan iskelet görevi görürler.
Peki, yeryüzünde sayılamayacak çoklukta bulunan yapraklardan her biri ince bir hesap isteyen bir eğime ve düz durmaları için gerekli olan bir damar sistemine nasıl sahip olmuşlardır? Elbette, bir yaprağın kendi kendine, güneş ışığından maksimum oranda faydalanmasının daha iyi olacağını akletmesi imkansızdır. Ayrıca, yaprakların dik durmak için gerekli olan eğimi uç kısımlarına vererek yeşermeleri ya da ortalarında iskelet görevi görecek bir damar sistemi oluşturmaya karar vermeleri de mümkün değildir. Tüm bunların tesadüfen kendi kendine oluşması da kesinlikle imkansızdır. Sonuç olarak, yukarıdaki sorunun cevabı çok basittir: Yaprakların damar sistemini de, uç kısımlarındaki kıvrımı da tasarlayan ve yaratan Allah'tır.


Yaprak, mekanik bir destek gibi iş gören damarlar üzerine serilmiş bir kumaş parçasına benzer. Bu sistemin etkili olarak kullanılması için yaprağın, dokusunu desteklemek için kullanacağı enerjiyi en az seviyede tutması gerekir. Yaprak için bu çok kolaydır. Çünkü, yaprağın ortasından geçen bir ana destek ve bu destekten yaprakların kenarlarına uzanan ikincil destekler vardır. Özellikle, ana damarın bulunduğu yer yaprağın ağırlık dağılımını dengelemede çok önemlidir.Şöyle ki, ana damarın kaldırma gücü, bağlantı noktasından uzaklaşıldıkça azalır, ağırlık ise uzaklaşıldığı oranda artar. Örneğin ağır bir kitabı kolunuzu ileri uzatarak tutarsanız, kolunuzun kitabı kaldırma gücünün azaldığını, kitabın kolunuza etki eden ağırlığının ise arttığını hissedebilirsiniz. Ancak, ana damar yaprağın tam ortasından geçtiği için üzerindeki ağırlık eşit miktarda dağılır.

Bitki türlerinin birbirinden ayırt edilmesinde yararlanılan en önemli özelliklerinden biri yapraklarıdır. Yapraklar başlıca, "basit" ve "bileşik" olarak iki gruba ayrılır. Basit yaprak tek ve bütün bir yaprak ayasından, buna karşılık bileşik yaprak her biri ayn bir yaprak biçiminde olan yaprakçıklara aynlmış parçalı bir ayadan oluşur. Bileşik bir yaprağın yap-rakçıklan ya ana damardan yanlara doğru dallarıır ya da yaprak sapının tepesindeki ortak bir noktadan çıkarak eşit büyüklükte damarlara aynlır. Bunlardan ilki kuştüyünü andırdığı için "tüysü yaprak", ikincisi ise bir elin parmaklarına benzediği için "elsi yaprak" diye adlandırılır. Eğreltiotu yaprakları tüysü, atkestanesi yaprakları elsi tipteki bileşik yapraklara iyi birer örnektir. Bazı durumlarda basit bir yaprağı bileşik bir yaprağın yaprakçığından ayırt etmek güçtür. Bunu anlayabilmenin en. kolay yolu yaprak sapının dala bağlandığı yere bakmaktır. Eğer bu noktada bir tomurcuk bulunuyorsa o yaprağın basit yaprak olduğu anlaşılır; çünkü yaprakçıkların saplarının orta damara bitiştikleri yerde tomurcuk oluşmaz. İster basit ister bileşik olsun, bütün yapraklar dallara (ya da gövdeye) güneş ışığından en fazla yararlanabileceği biçimde konumlanır. Karaağaçlarda olduğu gibi bazı bitkilerde almaşık (belli aralıklarla dalın önce bir yanından, sonra öbür yanından çıkması), leylak gibi bazı bitkilerde karşılıklı (dalın her iki yanından ve aynı noktalardan çıkması) olarak dizilmiştir. Zakkum gibi bazı bitkilerde ise aynı düzeyden çıkan ikiden çok yaprak dalı çevreler ki, buna çevrel diziliş denir.

Yarakların damarlanma biçimi çiçekli bitkilerin iki büyük sınıfa ayrılmasında rol oynayan önemli bir özelliktir. Bunlardan birçenek-lilerin yaprakları paralel damarlıdır; yani damarlar yaprak boyunca birbirine paralel düz (ya da hafifçe içe doğru eğri) çizgiler halinde uzanır ve aralarında yan bağlantı yok denecek kadar azdır. Zambaklar, orkideler, mısır, buğday, arpa gibi tahıl bitkileri ve çimen otları bu takımdandır ve paralel damarlı yaprakları vardır. İkiçenekliler sınıfındaki bitkilerin yapraklarında ise damarlar balık ağı gibi sık bir örgü oluşturur; buna ağsı damarlanma denir. Meyve ağaçlarının, güllerin, baklagillerin, patatesin ve öbür genişyapraklı bitkilerin çoğu ağsı damarlı yapraklara sahiptir. Yapraklardaki bu ağsı örgü bir büyüteçle bakıldığında kolaylıkla fark edilebilir. Yumuşak dokulan çürümüş bir yaprak iskeletinde ise ağ tümüyle ortaya çıkar. Bitkilerin yaprakları yetiştikleri yörelerin iklim koşullarına bağlı olarak çok çeşitli biçimler almıştır. Örneğin, sıcak iklim bitkisi olan kaktüslerin yaprakları su kaybını önlemek üzere küçülmüş, buna karşılık besin üretimini çoğu kez yanlışlıkla yaprak sanılan iri ve etli yeşil gövdeler üstlenmiştir. Sarısabır gibi çöl ya da kurak bölgelere özgü bazı bitkilerde ise kalın ve özlü yapraklar su deposu görevi görür. Sonbaharda eğreltiotlarının yapraklarının arka yüzünde kahverengi, tozlu benekler ya da çizgiler belirir. Bunlar kuruyup çatladığında içindeki sporlar (üreme hücreleri) çevreye saçılır ve bu sporlardan yeni bitkiler gelişir 

EĞRELTİOTU). Kendi başına dik duramayan, ancak çevresindeki başka bitkilere ya da desteklere sarılarak yükselebilen bazı bitkilerde ise (örneğin ıtır-şahi) yaprakların bir bölümü "sülük" denen ince, sarılıcı telcikler haline dönüşmüştür. Bitkiler âleminin en ilginç yapraklara sahip üyeleri hiç kuşkusuz böcekçil bitkilerdir. Çünkü aralarında sinekkapan ve güneşgülünün de yer aldığı bu bitkiler böcekleri, mükemmel bir tuzak işlevi gören yapraklarıyla yakalayıp sindirirler

BÖCEKÇİL BİTKİLER). Bazen de yapraklar parlak renkleriyle aynı bir çiçeği andırır. Örneğin atatürkçiçeğinin çoğu kişi tarafından taçyaprak sanılan parlak kırmızı uzantıları botanik açısından gerçek birer yapraktır. Aslında bu tip çiçek görünümlü yaprakları gerçek çiçeklerden ayırt etmek oldukça kolaydır. Çünkü, değişmez bir kural olarak, yapraklar bir tomurcuğun ya da tomurcuktan gelişmiş bir dalın hemen altında bulunur. Biçimi ya da işlevi ne olursa olsun böyle bir tomurcuk ya da dalın hemen dibinde yer alan bitkisel yapı kesinlikle bir yapraktır.

3391
0
0

Sitene Haber Ekle
Yorum Yaz